Hakkında Bilinmeyen








Ateşin ilk bulunuşu

  • 22 Haziran 2019
  • 579 kez görüntülendi.
Ateşin ilk bulunuşu








Günümüzden aşağı yukarı 50 bin yıl Önce dünyamızın bir çok yerleri buzlarla kaplı bulunuyordu. Alabildiğine soğukların hüküm sürdüğü dünyada hayvanların en vahşî en bü­yük ve en korkunçları yaşardı.

İşte insanoğlunun 50 bin yıl önceki ceddi, bütün bu zor koşullar içinde hayatını yaşamak zorunda idi. Vahşî hayvanlar ile olduğu kadar dondurucu soğuklar ile mücadele etmesi gere­kiyordu insanların. Tabiatla savaşmak ve gü­nünü yaşamak zorunda bulunan insan neslinin bu şanssız ilk temsillerinin yedikleri, bin zor­lukla avladıkları hayvanların etleri ile bir ta­kım bitkilerin yaprak ve köklerinden ibaretti. Yattıkları yerler ise kayalar içindeki mağara ve inler i]e iri ağaçların kovuklarıydı sadece.





İşte 50 bin yıl öncesinin insanları böylesine zor ve tehlikeli bir hayat yaşamalarma rağmen biran olsun mücadeleden vazgeçmemişlerdi. Ta­biatın o korkunç buzulları, alabildiğine soğuk ve kar fırtınaları ile dev yapılı vahşî hayvanlar onları ne yaşamaktan, ne de çalışmaktan yıl­dırmadı asla. Hayatlarım emniyet altına ala­cak ve yaşamalarını kolaylaştıracak yenilik­ler peşinde durup dinlenmeden koştular, bun­lara çareler aradılar. Hayatları pahasına da olsa buldular. Ancak buldukları ile de kanaat etmeyip daha rahatlarını, daha emniyetlilerini. onları da buldular. Tabiatın kendilerine bahşettiği en değerli haslet olan akıl ve zekalarını kullandılar ve bütün bu çabalarının mükâfatını da gördüler her zaman









Vurdukları hayvanların etini çiğ çiğ yiyen, postundan kendisine sarınıp soğuktan koruna­cağı elbise yapan insanlar, daha ziyade doğu­ya bakan ve böylelikle kuzeyin büsbütün so-gup olan rüzgârlarından kısmen korunmuş ma­ğara, in ve kovuklarında oturuyordu. O ana kadar insanlık ve uygarlık yolunda yaptıkla­rı en önemli buluşlar: vahşî Hayvanları hem onların tehlikesinden kendilerini korumak hem de açıklarını gidermek için öldürmekte kullan­dıkları taş ve kemikten yapılma silâhları idi. Fakat yontma Taş devrinin insanları yaşama yolunda giriştikleri büyük mücadele sırasında çok geçmeden insanlık tarihinin en büyük keş­fini yaptılar.

İnsanoğlunun 50 bin yıl önceki ceddi için­den birisi, günün birinde, belki de eline geçir­diği tahta parçasının ucunu sivriltip kendisi­ne silâh yapmak için bir diğer tahta parça­sına sürterken, birbirine sürtünen iki tahta par­çasından bir dumanın yükselmekte olduğunu kim bilir ne büyük bir heyecan ve dehşet için­de görmüştü. Hele bu duman çok geçmeden alev alev yanmaya başlayınca kapıldığı büyük insanoğlunun yaşantısında ne kadar büyük önem taşıyorsa, bugün de bu büyük öneminden hiç­bir şey kaybetmemiştir. Yontma Taş devrinin insanı da, füze ve uzay çağının insanı da ateş­ten ayni şekilde faydalanıyorlar. Hatta denile­bilir ki, bu faydalanmanın ölçüsü on binlerce yıldan beri her gün biraz daha çoğalmaktadır. Ateşin bulunmasıyla başlayan uygarlık yine ateş ile birlikte ebediyete doğru sürüp gidiyor böy­lece… Panik ve dehşet onu belki de insanlığın en bü­yük keşfini yapmış olmaktan ötürü sevindirememiştir bile. Fakat ortada inkâr kabul etmez bir gerçek vardı, insanoğlu ateşi elde etmişti böylece.

 “Uygarlık, ateşin keşfi ile başlar…” Ateşin bulunuşundan binler ve binlerce yıl sonra bu sözü söyleyen bilgin yerden göğe kadar hak­lı idi. Hakikaten dünyamız üzerinde uygarlık, iki sopanın birbirine sürtünmesiyle çıkan bu ateş ile başlamıştı.





ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ