Hakkında Bilinmeyen








Denizde Vurgun yemek ne demek nasıl olur

  • 21 Mayıs 2020
  • 315 kez görüntülendi.
Denizde Vurgun yemek ne demek nasıl olur




DENİZDE VURGUN YEMEK NEDİR?

Öncelikle bazı fizik ve kimya kanunlarını hatırlamakta ya­rar var. Su yüzeyinde içinde bulunduğumuz havadan dolayı 1 atm*.lik bir basınç içinde bulunuruz. Su altında her 10 metre­de 1 atm.lik basınç bulunur. 10 m. derinlikte 2 atm, 20 m. de­rinlikte 3 atm, 30 metre derinlikte 4 atm, 100 m. derinlikte 11 atm basınç vardır (her 10 m. için 1 atm ve + 1 atm.de havanın basıncı).





Böyle kanununa göre; gazlar sıkıştırılabilir olduklarından basınç arttıkça gazların hacmi küçülür, azaldıkça da büyür; yani basınçla hacim ters orantılıdır diyebiliriz. Yüzeyde solu­duğumuz hava içindeki azot gazı vücut metabolizmasında kul­lanılmaz. Dalış sırasındaysa artan basınçtan dolayı yüzeyde soluduğumuz azot miktarından çok daha fazlası vücut dokula­rına girer. Derinlik artıkça da daha fazla azot gazı girmeye başlar. Dalışlar sırasında artan basınçtan dolayı vücut dokula­rında erimiş hâlde bulunan azot gazı, basıncın hızla azalması sonucu gaz hâline geçer. Doku ya da kan damarları içinde bu kabarcıklar tıkanmalara neden olur. Dolayısıyla bu tıkanmalar kan akışını engeller ve devamında da önlem alınmazsa doku kaybı gerçekleşir. Bu kabarcığın vücut üzerindeki oluştuğu ye­re göre tehlikesi belirlenir. Kol, bacak gibi yerlerde oluşursa hayati tehlikesi olmaz ancak hayati organlara yakın yerlerde
gerçekleşirse çok tehlikeli olur. Bu durum vurgun ya da dekompresyon hastalığı olarak adlandırılır.

Basıncın birden azalması durumu ancak hızlı çıkışlarda gerçekleşir. Bunun için yukarıya doğru yükselişlerde “1 daki­kada en fazla 10 m. yükselme” kuralını uygulamak gerekir. Genel olarak dekompresyon hastalığı, bu kurala uyulmama- sıyla gerçekleşir. Kabarcık oluşumu, dalış derinliği ve dalış süresiyle doğrudan ilgilidir. Derinlik(basınç) ve kalınan süre arttıkça dokularda çözünen azot da artacağından, derin ve uzun dalışlarda dekompresyon hastalığı riski de artar. Dekompresyon hastalığı yüzeye çıkarken oluşacağından etki­leri ancak çıktıktan sonra hemen ya da bir saat içinde gerçek­leşir.

Bunun yanında su altında belli derinliklerde belli bir za­man kalınabilir. Bunun için de dalış tabloları oluşturulmuştur. Derinlik arttıkça dipte kalınan zaman azalır. Örneğin, 30 m. derinlikte on dört dakika kalınabilir. Bu süre herhangi bir ne­denle aşılırsa, dokulardaki azotu atmak için yüzeye yakın yer­lerde (3, 6, 9 metreler gibi) bekleme yapmak gerekir. Yapıla­cak bekleme derinliği ve zamanı, dalıştan önce dekom­presyon tablolarıyla hesaplanabilir. Bunun yanında daha kul­lanışlı ve pratik olan “dalış bilgisayarları” yardımıyla da bek­leme derinliği ve zamanı belirlenebilir.

Aşırı derecede yorgunluk ve bitkinlik, derinin kaşınması, kol ve bacaklarda eklem ya da kas ağrısı, baş dönmesi, lokal uyuşmalar, seğirme ve hissizlik, sık nefes alma, kızarmış cilt, bir kolu ya da bacağı ovuşturma, sendeleme, öksürük nöbet­leri, bilinç kaybı, bayılma dekompresyon hastalığının belirtile­ridir. Bunların tümü birden çıkabildiği gibi bölüm bölüm de çı­kabilir.

 

Dekompresyon hastalığının tek tedavi biçimi basınç oda­larıdır. Bu odalarda vücut içindeki kabarcıklar tekrar sıvılaştırı- lıp dokulardan yavaş yavaş uzaklaştırılır. Su içinde hiçbir za­man dekompresyon hastalığı tedavisi yapılmaz, dalgıç tekrar suya indirilmez. Dekompresyon hastalığından şüphelenilen bir dalgıca öncelikle hemen saf oksijen solutulmaya başlanmalı­dır. Oksijen azotun vücuttan daha kolay atılmasını sağlar. Sonra hasta en kısa zamanda bir basınç odasına götürülmeli ve bu sırada hayati fonksiyonları gözlenmelidir.

Dekompresyon hastalığına karşı yapılacak en iyi şey “çı­kış hızına ve dip zamanı kurallarına uygun dalmaktır”.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ