Hakkında Bilinmeyen








Nazım Hikmet Ran kimdir hayatı eserleri

  • 05 Mayıs 2020
  • 238 kez görüntülendi.
Nazım Hikmet Ran kimdir hayatı eserleri




Çağdaş Türk şiirinde toplumcu düşüncenin ve biçim yeniliklerinin öncüsüdür.Selanik’te doğdu, Moskova’da öldü.(15 Ocak 1902, Selanik, Yunanistan- 3 Haziran 1963, Moskova, Rusya)

Ressam Celile Hanım’la Matbuat Umum Müdürlüğü görevinde bulun­muş Hikmet Bey’in oğludur. Baba ta­rafından dedesi Selanik’te son Türk vali olarak görev yapan Mevlevi şair Mehmet Nâ­zım Paşa’dır. Anne tarafından büyük dedelerin­den biri ise Les Turcs Anciens et Modernes (Eski ve Yeni Türkler) adlı ya­pıtın sahibi tarih­çi Mustafa Ceia-lettin Paşa’dır. Mustafa Celalettin Paşa Polonya’ dan İstanbul’a gelerek Müs­lüman olmuş, Osmanlı Ordusu’ nda görev almış ve 1871’de Ka­radağ savaşında şehit düşmüştür.





Çocukluğu de­desi Mehmet Nâzım Paşa’nın yanında geçen Nâzım Hikmet Heybeliada Bah­riye Okulu’nda öğrenim gördü. Hami-diye okul gemisinde stajyer güverte subayı olarak görev yaparken sağlık nedeniyle ordudan ayrıldı. İstanbul’un işgali üzerine Kurtuluş Savaşı’na katıl­mak üzere Anadolu’ya geçti. Bolu’da öğretmen olarak görevlendirildi. Bir süre sonra öğrenimini tamamlamak üzere Moskova’ya gitti. Burada Fran­sızca öğretim yapan Doğu Emekçileri Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve ik­tisat okudu. Yurda döndükten sonra Sovyet ihtilalini beslemiş toplumcu dü­şünceleri savunan şiirleriyle büyük ün kazandı. Zaman zaman kovuşturmaya uğradı. Birkaç kez mahkûm oldu. Cumhuriyetin 5. ve 10. yıldönümlerin­de aftan yarar­landı. 1938’de “Orduyu ve do­nanmayı isyana tahrik” suçlama­sıyla toplam 28 yıla mahkûm edildi. Bu sırada Atatürk’e yazdığı bir mektupta suç­suz olduğunu şöyle dile getir­mişti: “Askeri is­yana teşvik et­medim.

Senin eserin ve sana. aziz olan Türk dilinin inanmış bir şai­riyim. Sırtıma yüklenen ve yük­letilecek hapis yıllarını taşıyabi­lecek kadar sa­bırlı olabilirdim. Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alakalandırmak is­temezdim.

Bağışla beni. Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak is­tenen bu “inkılap askerini isyana teş­vik” damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır.

Başvurabileceğim en inkılâpçı baş serisin.   Kemalizmden ve sendenadalet istiyorum.

Türk inkılabına ve senin başına ant içerim ki suçsuzum.”

Atatürk’ün ağır hastalığı yüzünden bu mektup eline ulaşamadı. Nâzım Hikmet hapislik yılları boyunca çalış­malarına ara vermedi; Memleketim­den İnsan Manzaraları gelmek üzere Hapisaneden, Rubailer, Saat 21-22 Şi­irleri gibi kitaplarını, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Menofis gibi yapıtlarını hazır­ladı. 1949 yılında şairin suçsuzluğu konusunda Vatan Gazetesi Başyazarı Ahmet Emin Yalman’ın başlattığı af kampanyası yurt içinde ve yurt dışın­da büyük yankılar yarattı.

Bir ara açlık grevine başlayan Nâ­zım Hikmet 1950’de genel aftan yarar­lanarak özgürlüğüne kavuştu. Ancak yaşamının tehlikede olduğu korkusuy­la Türkiye’den ayrılarak Moskova’ya gitti. Bu yüzden yurttaşlıktan çıkarıldı. Türkiye’de uzun yıllar yasaklanmış olan yapıtları 1965’ten itibaren yeni­den basıldı.

İlk şiir kitabı 835 Satır ve onu izleyen Sesini Kaybeden Şehir, Gece Gelen Telgraf, Benerci Kendini Niçin Öldürdü gibi yapıtları savunduğu top­lumcu görüş kadar biçim yenilikleriyle de dikkati çekmişti. Serbest vezinle yazılmış bu şiirler dizeleri kırıyor , söz öbeklerini hatta sözcükleri parça­lıyor, dizeler birbirini merdiven basa­makları biçiminde izliyor, yinelemeler­den yararlanıyor, şaşırtıcı keskin uyak­lar, iç uyaklar kullanıyordu. Kimi za­man söylev gibi yüksek sele geniş kitlelere ulaşmayı deniyordu; yer yer argoya, ses taklitlerine yer veriyordu.

Bu şiirlerde, “Trrrrumtrrrrum trrrrum! trak tiki tak makinalaşmak istiyorum Mutlaka buna bir çare bulacağım ve ben ancak bahtiyar olacağım karnıma bir türbin oturtup kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!” gibi dizeler tuhaf karşılanıyor; an­cak yeni düşünceleri, yeni biçim ve anlatımı dolayısıyla kitapları büyük ilgi topluyordu. Şairin kendi sesiyle dol­durduğu plaklarda yer alan Salkım-söğüt, Mavi Gözlü Dev, Minnacık Ka­dın ve Hanımelleri gibi şiirleri taşıdığı duyarlık dolayısıyla beğeniliyordu.

Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bed­rettin Destanı onun sanatında bir dö­nüm noktası oldu. XV. yy. başındaki bir halk ayaklanmasını konu edinen bu yapıt, divan ve halk şiiri gelenekle­rinden yararlanarak Nâzım Hikmet’in şiirine içerik bakımından olduğu kadar biçim bakımından da ulusal kimliğini kazandırır.

Memleketimden İnsan Manzara­ları adlı büyük destanı Türkiye tarihi­nin İkinci Meşrutiyet’ten İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar bir kesitini verir. Farklı toplumsal çevreleri, farklı kişilik­leri bir araya getiren yapıtın bir bölü­münü Kurtuluş Savaşı Destanı oluştu­rur. Bu destanda şair Büyük Taarruz başlangıcında Mustafa Kemal Paşa’ nın portresini şu dizeleriyle canlandır­mıştır:

“O, saati sordu Paşalar: “Üç”, dediler. Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. Bıraksalar

İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe’den Afyon ovasına

atlayacaktı.” Şiirini sürekli olarak yenileyen şair serbest veznin de halk şiirinin de, düzyazının da bütün olanaklarından yararlanmış, toplumsal sorunlar yanın­da sevgiyi, yaşamı, ölümü, kederi, umudu, umutsuzluğu “insana özgü olan her şeyi” konu edinmiştir. Onun ülkesini, yurttaşlarını ve sorunlarını dile getirdiği bir şiiri şöyledir:

 

“DAVET

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uza­nan

bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha

açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ‘ ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim.”

Oyunlarında insan zaaflarını, top­lum sorunlarını, toplumsal çelişkileri konu edinen Nâzım Hikmet bu türde başlıca Unutulan Adam, Kafatası, bir halk hikâyesini toplumcu görüşle yo­rumlayan Ferhat ile Şirin, ŞSCB’ye yönelik bir taşlama olan İvan İvanoviç var mıydı yok muydu? gibi yapıtlarıy­la tanınır. Yaşamına tanıklık eden, sa­nat görüşünü açıklayan mektupları Kemal Tahir’e Mahpusane’den Mektupları; Oğlum, Canım Evladım, Memed’im, Vâ-Nû’lara Mektuplar; Na­zım ile Piraye gibi kitaplarda derlen­miştir

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ