Hakkında Bilinmeyen








Yahya Kemal Beyatlı kimdir hayatı eserleri

  • 20 Ekim 2017
  • 669 kez görüntülendi.
Yahya Kemal Beyatlı kimdir hayatı eserleri












20 .yüzyıl Türk şiirinin en önemli ozanlarından.Üsküp’te doğdu. (Doğum tarihi: 2 Aralık 1884, Üsküp, Makedonya Cumhuriyeti, Ölüm tarihi ve yeri: 1 Kasım 1958, Fatihİstanbul’da öldü.) İlköğrenimini Üsküp’te, ortaöğreni­mini Selanik ve İstanbul Vefa İdadileri’nde tamamlayan Beyatlı, 1903 yılında gittiği Paris’te Siyasal Bilgiler öğre­nimi gördü. 1912 yılında yurda döndü ve 1915 yılında Üniversite (o zamanki adıyla Darül­fünun) öğretim kadrosuna atan­dı. Kurtuluş Sa­vaşı yıllarında, Ankara’da Haki­miyeti Milliye gazetesinde baş-yazarlık yaptı. 1923-26 yılları arasında Urfa Milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi’nde bu­lundu. Bunu, 1926-31 yıllarında Varşova, Madrid elçilikleri izledi. Daha sonra, bu kez Tekirdağ ve İstanbul milletve­kili olarak (1935-46) yılları arasında, yine Meclis çalışmala­rına katıldı. 1949’da Pakistan’da büyü­kelçiyken emekli oldu ve yaşamının geri kalan dönemini İstanbul’da geçir­di.

Yahya Kemal şiir çalışmalarına lise yıllarında başlamıştı. Bu şiirleri genel­likle Servet-i Fünun ozanları (başta Tevfik Fikret) etkisindeydi. Fikret’e iliş­kin olarak: “Kendi neslimin bütün çocukları üzerinde olduğu gibi, ruhum­da, ahlakımda, zevkimde, lisanımda, sanatımda en büyük etkiyi o (Fikret) icra etmiştir” demektedir.





Fransa’da şiiri yeni boyutlar kazan­dı. Fransız ozanlarından etkilendi. N.S.Banarlı’nın sözleriyle: “Fransa’da şiir Yahya Kemal’i Parnass’cı şairlerin mükemmel manzumeleri ve semboliz­min derin musikisi ile karşıladı. Fran­sız şiirinde ilk dikkat ettiği ha­dise başlangıçtan en yeni sembo­list (simgeci) şairlere kadar eski Yunan mıs­ralarını Fransızca bir mısra haline getirmek için gi­riştikleri ve ba­şardıkları tarihi faaliyet oldu…” Bu etki altında Yahya Kemal, bir ara, (özellikle Jose Maria de Heredia’nın şiir­lerinin etkisiyle) Türk şiir zevkini Arap ve Fars şiiri zevkinden kurta­rarak eski Yunan ve Latin şiir kültürüne bağla­mayı düşündü. Daha sonra, bu yalınlık ve söyleyiş temizliğini, “Türkçenin ifade sırlarını” bularak elde etmeye yöneldi. Her dilin kedine özgü, süssüz, doğal, içten ve yalın anlatım özellikleri bulunduğu düşüncesi onu, Türk şiir dilini Arap ve Fars dilinin anlatım özelliklerinden arındırma çabasına yöneltti.





Yahya Kemal, gençlik döneminde etkisi altında kaldığı Servet-i Fünun şiirinin dilini sözcük dağarı ve hatta söz dizimi bakımından, yapay bir dil olarak görüyordu. Farsçanın ve Fransızcanın etkisi altında oluşmuş bir şiir diliydi bu. Öte yandan, halk şiiri dilini dar ve yöresel buluyor, çağdaş, yeni, ulusal bir şiir için Divan şiiri dilini de uygun görmüyordu. Tüm ulusun be­nimseyebileceği bir şiir dili, ancak ko­nuşulan Türkçe olabilirdi. “Bu dil ağ­zımda annemin sütüdür” sözüyle yü­celttiği konuşulan Türkçe, İstanbul Türkçesi, Yahya kemal için çıkış nok­tası, şiirinin temeli oldu.

Yahya Kemal Paris’te bulunduğu yıllarda, Albert Sorel’in tarih derslerin­den etkilenmiş ve özellikle bu etkiyle Türklüğün kökenlerini incelemek ko­nusunda derin bir istek duymuştu. Yahya Kemal, Ziya Gökalp’ten farklı olarak, bu kökeni Asya’da değil, Ana­dolu’da görüyordu… “Kocamustafapaşa” adlı şiirinin kimi dizelerinde onun bu bireşimci anlayışı çarpıcı bir özdeyiş gibi yansır:

“Türk’ün asude mizacıyla Bizans’ın kederi

Birleşip mağfiret iklimi edinmiş bu yeri…”

Yahya Kemal, şiirleri üzerinde, uzun süre, kuyumcu titizliğiyle çalışır­dı. Şiirlerini ancak 1918’de, “Yeni Mecmua”da yayınlamaya başladı ve çağdaş Türk şiirinin oluşumları üzerin­de o yıllarda başlayan güçlü etkileri günümüze kadar süregelmektedir.

Yahya Kemal’in en büyük başarıla­rından biri, Aruz ölçüsünü konuşulan, yalın Türkçeye uyarlayabilmiş olma­sıdır. Yine edebiyat tarihçisi Banarlı’nın sözleriyle: “Aruz vezni ile Fikret kuvvetli bir dış musikisi ve ustalıklı bir manzume lisanı vücuda getirmişti. Bu vezni daha temiz, daha sade bir Türk­çe ile dillendirmek kudretini de Meh­met Akif göstermişti. Fakat on asırlık bir atalar mirası olan bu güzel vezinle yalnız şiir söyleyen ilk büyük şair Yahya Kemal oldu…”

Yahya Kemal’e göre şiir, herhangi bir konu, düşünce ya da duygunun pürüzsüz ve güzel bir biçimde yansıtıl­ması demek değil, bir dil olgusu, “rit­min lisan haline gelmesi”, “söyleyişin bir musiki cümlesi olabilmek sırrına erişmesi”dir… Bu anlayışta, Stephan Mallarme’nin “Bir dize, sözcüklerin yan yana dizilmesinden oluşur” anlayı­şının etkisi açıktır…

Yahya Kemal Beyatlı eserleri

Yaşarken şiirlerini kitap halinde toplamayan Yahya Kemal’in şiirleri, ölümünden sonra Yahya Kemal Enstitüsü’nce yayımlanan “Kendi Gök Kubbemiz” (1961), “Eski Şiirin Rüzgârıyla” (1962), “Rubailer ve Hav­yam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963), “Bitmemiş Şiirler” (1976) adlı kitaplarda toplandı. Tarih, edebiyat, deneme v.b. konu ve türlerinde yine ölümünden sonra yayınlanan öteki ya­pıtları; “Aziz İstanbul” (1964), “Eğil Dağlar” (1966), “Siyasi Hikâyeler” (1968), “Siyasi ve Edebi Portreler” (1968), “Edebiyata Dair” (1961), “Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım” (1973), “Tarih Musahabeleri” (1975), “Mektuplar Makaleler” (1977) adlarını taşımak­tadır.

Yahya Kemal, sağlam bir kültür ve dil bilinci üzerine kurduğu şiirlerindeki klasik yayınlık ve güçlülükle, modern ve ulusal olmayı başarabilmesiyle (“Kendi Gök Kubbemiz”deki şiirleriyle) modern şiirimizin büyük bir kurucu ustası, klasiğidir.





ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ